Nükleer Santral ve Enerji Üretimi Hakkında Bilmeniz Gereken Her Şey

Nükleere karşı olmak siyasi bir tercih değildir olamaz. Nükleere hayır demek, doğacak nesillere ve çevreye karşı çok büyük bir sorumluluktur.

0
378

Türkiye’nin de ısrarla nükleer enerji kullanarak elektrik üreten ülkeler arasına girme çabası sürerken, nükleer santraller ile elektrik üretiminin avantajlarını ve dezavantajlarını, hangi durumlarda risk doğuracağını ve olası risklerini tamamen objektif olarak anlatmak ve herkesin bu potansiyel risklerin farkında olarak bilinçli akılla nükleer enerjiyle ilgili yargıda bulunmasını sağlamak amacıyla bu yazıyı hazırlama kararı aldık.

Hali hazırda Sinop’ta ve Mersin Akkuyu’da yapılması planlanan nükleer santrallere neden sıcak bakılmadığını anlayabilmek için öncelikle elektrik nasıl ve hangi yöntemler kullanılarak üretilebilir, bir nükleer santral nasıl çalışır, nükleer reaktörler kullanılarak elektrik üretiminin avantajları ve dezavantajları nelerdir, olası riskler nelerdir,  güvenliği sağlayabilmek için hangi şartların sağlanması gerekir, her zaman güvenliği sağlamak mümkün müdür, neden nükleer santraller kullanılmak isteniyor gibi sorulara yanıt vermek gerekir. Şimdi sırasıyla bu sorulara cevap vermeye çalışalım.

Elektrik Nasıl Üretilir? Hangi Yöntemler Kullanılır?

Elektrik 2 şekilde üretilir;

  • birincisi ve en çok kullanılanı türbin sistemi ile üretim,
  • ikincisi ise fotoelektrik yani güneş enerjisidir.

Yani Güneş’ten gelen fotonları, fototüpler aracılığıyla direkt olarak elektriğe dönüştüren ‘Güneş panelleri’ haricinde, diğer tüm elektrik ütetim yöntemleri prensipte aynıdır. Tek farkları türbin panellerini döndürecek suyun ya da buharın (türbin modeline bağlı olarak değişir) elde ediliş şekilleridir.

Gördüğünüz gibi Nükleer yöntem diye bir yöntem söz konusu değildir. Zira nükleer santrallerde nükleer enerjinin suyu ısıtma potansiyeli kullanılır. Isınan suyun buharının oluşturduğu basınçla da buhar türbinleri döner. Bunun dışında radyoaktif bir fayda söz konusu değildir.

Türbin Sistemi ile Üretim Hangi Santrallerde Yapılabilir

Öncelikle türbin siteminin ne olduğundan bahsedelim. Daha sonra ise türbin sisteminin kullanıldığı santral çeşitlerine ve bu santrallerin artılarına ve eksilerine bakalım.

Türbin sistemini basitçe şu şekilde anlatabiliriz. Köylerdeki un değirmenleri gibi küçük sistemlerin, akarsuların önüne kurulan küçük pervanelerini hepimiz biliriz. İşte bu pervaneler, elektrik santrallerindeki türbinlerin minimal bir modelidir.

Akarsuyun önündeki küçük pervaneler suyun döndürme kuvvetinin etkisiyle döner. Bu dönme kuvveti pervanenin ortasından geçen mili dönürür. Mil, mekanik bir sistemle bağlı olduğu değirmen taşını çevirir.

Elektrik santrallerindeki türbin sistemleri de aynı şekilde çalışır. Tek farkı ise türbin milinin değirmen taşına değil de elektrik üretici bir jeneratöre bağlı olmasıdır.

Hidroelektrik Santral

Hidroelektrik santrallerinde barajlarda biriktirilen su, oldukça dik olan baraj kanallarından aşağı, türbin panelleri (pervaneler) üzerine bırakılır. Dönen türbin panelleri, ortalarında geçen türbin milini döndürür. Dönen türbin mili mekanik olarak bağlı olduğu alternatör (mekanik enerjiyi elektrik enerjisine dönüştüren jeneratör) üzerinden elektrik üretilmesini sağlar. Hidroelektrik santrallerde yakıt yoktur. Suyun yüksek bir yerden düşerken artan kinetik enerjisi ile türbinler döner. Bu nedenle bu santrallerin işletme masrafı yok denecek kadar azdır. Ancak minimum işletmw masrafının yanında en yüksek kurulum masrafları hidroelektrik santrallerine aittir. Zira bir baraj kurma maliyetinden bahsetmesek bile, barajın kurulacağı yeri doğa belirlediğinden ve bu potansiyel yerlerin genellikle yerleşim alanlarına uzak olması nedeniyle, büyük bir enerji nakil maliyetinin altına girilir ki bu da Türkiye’de en çok kullanılan santral tipi olan hidroelektrik santrallerinin kurulum masraflarının oldukça fazla olduğu anlamını taşır. Bunun karşısında, hidroelektrik santrallerinin doğaya zararlı atıklar göndermemesi tercih sebebidir. Ayrıca hidroelektrik santrallerinde üst düzey tedbirler alınması gerektiren işletme riskleri de söz konusu değildir. Hidroelektrik santrallerinde üretilen enerjinin miktarı, mevsime bağlı olarak değişiklik gösterir. Akarsuların debisinin arttığı zamanlarda daha fazla enerji elde edilebilirken, azaldığı zamanlarda üretim azalır.

Toparlamamız gerekirse:

Hidroelektrik santralin artıları;

  • Çevre dostudur, çevreye zararlı atıklar yaymaz
  • İşletme maliyeti oldukça düşüktür çünkü yakıt kullanılmaz, suyun kinetik enerjisinden yararlanılır
  • Ekstra güvenlik tedbirlerine gerek yoktur, güvenlidir

Hidroelektrik santralin eksileri;

  • Hidroelektrik santrallerinin kurulum maliyeti, diğer tüm santrallere oranla yüksektir (enerji nakil hatları da kurulum maliyetine dahildir)
  • Sabit bir üretim hacmi elde edilemez, mevsimsel olarak değişiklik gösterir
  • Barajların artmasıyla tüm ekosistemiyle birlikte, santral bölgesi sular altında kalır
  • Küresel ısınma nedeniyle akarsu debilerindeki global azalma, hidroelektrik santrallerin gelecekte kullanılamayabileceğine işarettir

Termik ve Jeotermik Santraller

Termik ve jeotermik santrallerde de prensip farklı değildir. Termik santrallerde türbin panellerini döndürmek için, kömür, petrol ya da doğal gaz yakılarak ısıtılan suyun buhar basıncı kullanılır. Bu türbinlere buhar türbinleri adı verilir.

Jeotermal enerjinin kullanıldığı santrallerde de tek fark, termik santralde yakıt dışarıdan eklenirken, jeotermal santrallerde yakıt olarak yeryüzünün doğal kaynakları olan yeraltı suları ya da sıcak kayaçların kullanılmasıdır. Sonuçta su ısıtılır ve suyun buhar basıncı ile türbin panelleri döndürülür.

Termal ve jeotermal santrallerde de yine türbin mili hidroelektrik santrallerde ve diğer tüm türbin modeli santrallerde olduğu gibi bir alternatöre (jeneratöre) bağlıdır ve milin dönmesiyle oluşan mekanik enerji burada elektrik enerjisine çevrilir.

Termik santrallerin kurulum maliyeti, hidroelektrik santraline oranla çok düşüktür. Ancak işletme maliyeti açısından kıyaslandığında, termik santralin işletme maliyeti oldukça yüksektir. Çünkü termik santrallerde her zaman pahalı yakıt kullanılır. En ucuz işletme maliyetine sahip olan kömürlü santrallerde dahi işletme maliyeti, suyun döndürme gücünün kullanıldığı hidroelektrik santrallere göre kat be kat fazladır. Ayrıca termik santrallerde çevreye zararlı atıklar oluşur. Atmosfere sera gazları salınır. Küresel ısınmada başı çeken sera gazlarının en fazla salındığı noktalardır.

Jeotermik santraller için aynı şeyi söylemek mümkün olmasa da, jeotermik santrallerin kullanabileceği yer altı ısı kaynaklarına ulaşmak zor olduğundan, bu tesislerin kullanımı yaygın değildir.

Termik santraller için bir artı-eksi toparlaması yapmamız gerekirse:

Termik santralin artıları;

  • Termik santrallerin kurulum maliyeti oldukça düşüktür
  • İzin verilen her yere kurulabileceğinden, enerji nakil masrafları çok fazla olmaz

Termik santralin eksileri;

  • Pahalı yakıt kullanıldığından, işletme maliyetleri oldukça yüksektir
  • Çevreye zararlı artık ürünler salınır, atıkları çevreyi ve havayı kirletir
  • Atmosfere sera gazları salınır
  • Elektrik üretiminde kullanılacak yakıt türünün her zaman bulunabilir olabileceği kesin değildir

Türbin modelini kullanan ve hali hazırda kullanımı bulunan diğer santral türlerine göz attıktan sonra, şimdi gelelim bir termik santral türü olan Nükleer santrallere

Nükleer Santral Nedir?

Nükleer santral, adı kulağa her ne kadar çok farklı bir türmüş gibi gelse de, prensipte türbin modelini kullanarak elektrik üreten bir tür termik santraldir. Fark nedir? Fark ısının kaynağıdır. Yani bu ne demektir. Nükleer santrallerde de türbin panelleri, türbin mili ve anternatörler vardır. Türbin panelleri yine su buharının basıncından yararlanılarak döndürülür. Diğer termik santrallerden farkı ise, suyu ısıtmak için kullanılan yakıtın kömür, petrol ya da doğal gaz değil de uranyum 235 denilen radyoaktif bir izotop oluşudur ve ısının oluştuğu yanma tepkimesinin kimyasal değil de fisyon (atomun parçalanması) tepkimesi oluşudur. Atomun parçalanması ile ısı elde edilmesi ise, uzun yıllardır zaten kullanılan bir yöntemdir. Nükleer balistik denizaltılarda, uçak gemilerinde ve askeri ve bilimsel araştırmalarda kullanıldığı herkes tarafından bilinmektedir.

Peki neden nükleer santral korkutucudur? Nükleer enerjinin hiç mi artısı yok?

Nükleer enerjinin elbette birçok artısı var;

  • Birincisi nükleer santrallerin kurulum maliyeti düşüktür
  • İkincisi küçük miktarlarda nükleer yakıtla, on yıllar boyunca elektrik üretilebilir
  • Üçüncüsü her şey yolunda gittiği sürece, nükleer santral çevre dostudur, çevreye zararlı atıklar bırakmaz, atmosfere sera gazları salınmaz

Peki madem bu kadar iyi, neden Sinop’ta ve Akkuyu’da yapılacak olan nükleer santrallere karşıyız?

Nedeni aslında çok basit. Güvenlik. Potansiyel risklerin devasa oluşu ve Japonya gibi teknoloji devi bir ülkenin bile öngöremediği felaketlerin ve önünü alabilecek teknolojinin Türkiye’de bulunmaması. Evet nükleer enerji temiz enerjidir ancak riskler açısında da en tehlikeli enerdir. Tüm olası riskleri göz önünde bulundurup, tüm bu risklere karşı üst düzey önlemler alınmasını gerektirir ki, halen elektrik şebekesini bile stabil bir şekilde idare demeyen Türkiye’de, bu tür üst düzey önlemlerin ne kadar sürdürülebilir olduğu tartışma meselesi bile değildir.

Nükleer Santrallerdeki Olası Tehlikeler Nelerdir?

Bunu anlayabilmek için önce nükleer santralin reaktör ve kullanılmış nükleer yakıtın radyasyon yaymaması için soğutulduğu, soğutma havuzlarının çalışma prensiplerini anlamak gerekir. Nükleer santraller nasıl çalışır kısaca bir göz atalım.

Nükleer enerji santrallerinde reaktör, türbin ve soğutma havuzları vardır. Reaktörde, reaktörün kalbi denilen ve uranyum 235 açısından zenginleştirilmiş olan uranyum çubuklarının konulduğu bölümde fisyon yani atomun bölünme tepkimeleri gerçekleşir. Bu bölünme tepkimelerinin sonucunda ortaya çıkan ısı ile reaktör kalbinin çevresindeki su kaynatılır. Kaynar su borular içerisinden geçerek ikincil bir su tankının etrafından dolanır ve bu tanktaki suyu kaynatır. Kaynayan su buhara dönüşür. Bu tankta oluşan yüksek basınçlı buhar, buhar türbinlerine gönderilir ve türbinlerin dönmesi sağlanır. Nükleer çubuklar o kadar yüksek bir basınç oluşturur ki, bir kez aktive edilen çubukların sağladıkları su basıncı ile aylarca türbin basıncı elde edilebilir ve tek bir yakıt çubuğu on yıldan daha fazla bir süre işlevseldir. Soğutma havuzları ise atık durumuna gelmiş, kullanılmış yakıt çubuklarının soğutulması için kullanılır.

Peki Nükleer Santral Neden Tehlikelidir? Hangi güvenlik önlemlerinin alınmasını gerektitir ve olabilecek kazalar nelerdir?

Buraya kadar her şey normal görünüyor. Peki bizi nükleer santral kullanımından uzaklaştıran durumlar neler? İlk olarak Çernobil felaketini daha sonra da Fukushima faciasını hatırlayalım. Zira bu iki örnek nükleer santral işletmesinin doğurabileceği tehlikelerin birer özetidir. Bir nükleer santral nasıl tehlike yaratır? Cevabı üç maddede verilebilir.

  • İlk tehlike, düşük ihtimalli olsa da (çünkü her nükleer reaktör bir dizi güvenlik önlemi ile donatılmıştır) çekirdek erimesi ve bunun sonucunda çevreye radyoaktivitesi yüksek yakıt parçacıklarının saçılması
  • İkinci tehlike ise soğutma havuzlarının suyunu soğutan sistemin bir şekilde devre dışı kalması sonucu, halen U238 ve plutonyum yönünden (radyoaktivitesi devam eden) zengin atık yakıtların tekrar radyadyon yayar duruma gelmesi
  • Üçüncü olası tehlike ise kullanılmış yakıt çubuklarının transferi sırasında gerekli önlemlerin alınmaması sonucu radyoaktif maddelerin çevreye saçılması

Çernobil Faciası ve Reaktör Çekirdeğinin Erimesi

İlk maddeyi Çernobil Nükleer Santralinde olan kaza ile açıklayabiliriz. Çernobil’de ne olmuştu? Çernobil’de gerçekleşen facia kendiliğinden başlamamıştı. Aslında bir deney yapılıyordu. Deney, nükleer santral içerisindeki 4 reaktörden 4.nün bakım için kapatılması sırasında gerçekleştirikecekti. Gerekli tüm şartlar bir gece önceden oluşturulmaya başlandı. Gündüz vardiyasında deney tamamlanacaktı.

Deneyin amacı, reaktörün ani olarak tam olarak soğutulmadan kapatılması gerekirse, çekirdeğin soğutulması için ekstra güvenlik önlemi olarak sağlanan 4 adet dizel jeneratör devreye girip de yeterli enerjiyi sağlayana kadar (yaklaşık 1 dakikalık bir süre), türbin panellerinin atık kinetik enerjisinin kullanılarak soğutma sisteminin çalışır hale getirilip getirlemeyeceğinin denenmesiydi. Eğer bu sağlanamazsa, soğutma sistemi devre dışı kalacağından, reaktör çekirdeği aşırı ısınabilecek ve eriyebilecekti. Zaten Çernobil Santrali tam 2 yıl boyunca bu güvenlik sistemi olmadan çalışmıştı ve teknisyenler bu sorunu artık çözmek istiyorlardı.

Normal şartlarda, yani santral ve reaktör çalışır durumdayken, dönen türbinler soğutma sistemi için de elektrik üretiyorlardı. Ama ya tüm şebeke çökerse ne olacaktı. Dizel jeneratörler tam verimle çalışmaya başlayana kadar çekirdek nasıl soğutulacaktı. İşte mühendislerin ve teknisyenlerin tek gayesi bu sorunu çözmekti.

Reaktör sıcaklığı güvenli seviyeye indikten sonra ani olarak reaktör durduruldu. Türbin panellerine sağlanan buhar basıncı da kesildi. Amaç basınçla hızını almış dönmekte olan türbin panellerinin basıncı kesildikten sonra paneller (pervaneler) tam olarak duruncaya kadar geçen sürede, soğutma sistemine yetecek gücün elde edilip edilemediğini test etmekti. Dizel jeneratörler de eş zamanlı olarak devreye sokuldu. Ancak dizel jeneratörlerin gerekli gücü sağlaması için yaklaşık 1 dakika geçmesi gerekiyordu. Türbin panellerine gönderilen basınç kesildiğinde reaktör ancak %7 verimle çalışıyordu ancak 1 dakikalık bekleme süresi boyunca reaktör ısısı hızla artmaya başladı. Teknisyenler bu durumu fark ettiklerinde artık aslında çok geçti. Soğutma sistemi doğru dürüst çalışmayan reaktör artık %50 kapasiteyle çalışıyordu.

Teknisyenler hemen grafit kontrol çubuklarının (yakıt çubuklarının arasına 90 derecelik açıyla sokulan ve ısının yükselmesinden sorumlu nötronları emerek ısının düşmesini sağlayan grafitten yapılmış çubuklar) yerleştirilmesi talimatını verdi. Ancak henüz işçiler tüm çubukları yerleştiremeden reaktörde patlama meydana geldi. Bu patlama muhtemelen aşırı ısınan çekirdekte gerçekleşen bir radyoaktif tepkimeden kaynakladı. Çekirdekteki patlama nedeniyle parçalanan yakıt çubuklarından saçılan tanecikler soğutma suyuna temas etti ve suyun bir anda buhara dönülmesine ve tıpkı gayzer gibi püskürerek ve reaktör binasının çatısının uçmasına neden oldu. Bundan sonrası ise atmosfere yayılan ve tüm dünyayı kaplayan radyoaktif parçacıklar oldu.

Peki Çernobil Felaketi Önlenebilir miydi?

İşte bu noktada, bir nükleer santral üreticisinin alması gereken tedbirlerden ilki çıkıyor karşımıza. Koruma kabı ya da koruma kubbesi. İki tip nükleer santral bulunuyor.

  • Açık kazan tipi ya da Doğu Tipi
  • Kapalı kazan tipi ya da Batı Tipi

İsimlerinden de açıkça anlaşılacağı gibi, batı ükeleri tarafından kullanılan kapalı sistem santrallerde, reaktör kalbi yani çekirdek üzerine beton-tor çelik karışımı iç içe iki kubbe inşaa edilir. Kubbenin duvar kalınlığı minimum 1.5 metredir. Çapı ise 60 metreden az olamaz. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumunun normlarına göre, kubbe bir yolcu uçağının dikine üzerine düşmesiyle bile çatlamayacak dayanıklılıkta olmalıdır. Bu tip kapalı reaktör sistemi ile çalışan santrallerde, çekirdek erimesi kazaları olsa dahi, çevreye radyasyon yayılmadığı belirtilmektedir. Zira örnekleri daha önce İngiltere ve ABD’de görülmüş ve eriyen çekirdekten sızan nükleer parçacıkların koruma kabı dışına çıkamadığı söylenmiştir. Ancak çeşitli kaynaklarda, İngiltere’de yaşanan çekirdek erimesi kazasında da yine atmosfere çeşitli radyoaktif gazların salındığı hatta bu gazların İsviçre’ye kadar ulaştığını okumak mümkündür.

Yani söz konusu nükleer santral olunca, hiçbir şey hakkında kesin bir kanıya varmak mümkün değil gibi görünüyor. Bu riski almaya değer mi düşünün!

İkinci tip Doğu Modeli açık sistem reaktöre ise Çernobil en iyi örnektir. İngiltere ve ABD’de yaşanan reaktör erimesi, batı ülkelerinde kullanılan kapalı sistem sayesinde çevreye hiçbir zarar vermezken, açık sistem kullanan Rusya’da ise küresel bir felakete neden olmuştur. İçimizi bir nevi rahatlatacak bir haber, Türkiye’nin batı normlarına bağlı olmasıdır. Yani Türkiye’de yapılacak santraller kapalı sistem batı normlarına uygun olarak yapılacaktır ve olası çekirdek erimesi tehlikesine karşı güvenli olacaktır. Tabii betonun harcında deniz kumu kullanıp, çelik çubukların bağlantı noktalarını sabitlemeyi unutmazsak!

Unutmadığımızı, her şeyi tam yaptığımızı varsaysak bile, Fukushima Nükleer Santral faciası bize koruma kabının bile her zaman fayda sağlamadığını açıkça gösteriyor.

Fukushima’da Soğutma Havuzu Sorunu

Fukushima’da yaşanan felaket yanlızca reaktör erimesi ile sınırlı kalmadı. Aynı zamanda tsunami sonucu soğutma havuzlarındaki radyoaktif açıdan kirlenmiş su da çevreye yayıldı. Ayrıca soğutma havuzlarına acil durumlarda güç sağlaması gereken dizel jeneratörler de sular altında kaldı ve doğal olarak çalışamadı ve soğutma suyu pompaları durdu. Su sıcaklığı da arttı. Bunun sonucunda havuzlardaki u238 ve plutonyum yönünden zengin atık yakıt çubuklarında tekrar radyoaktif tepkimeler başladı. Bu da radyasyon yayılımını artırdı.

Japonların her ayrıntıyı ince ince düşünmesi ve önlemlerini en üst düzeyde tutmasına rağmen; koruma kabı olan ve olası en yüksek tsunami düşünülerek denizle arasına örülmüş 5 metrelik duvarı ve 4 adet dizel jeneratörüne rağmen, facia önlenemedi. Çünkü kimsenin ihtimal vermeyeceği şekilde 15 metrelik dev dalgalar şehri yuttu. Sırf alınan onca önleme rağmen, Japonya gibi teknolojinin devi bir ülkede felaketin önlenememiş olması bile, nükleer enerjiden vazgeçip, risksiz ve sürdürülebilir enerji yöntemlerini benimsemek için yeterlidir diye düşünüyoruz.

Ülkemizde halen küçük fırtınalarda bile elektrik kesintileri yaşanırken ve bu kesintiler herkes tarafından normal karşılanırken, bir nükleer satrali işletme sorumluluğunu üstlenebilecek miyiz? Gerekli güvenlik önlemlerini alabilecek ve bunların sürekliliğini sağlayabilecek miyiz?

Neden Nükleer Enerji Kullanılmak İsteniyor?

Nedeni ucuz olması ve kullanılmış yakıtın tekrar işlenerek kullanılabilir hale getirilebilinmesi.

Nükleer santral rektöründe radyoaktif yanmaya uğrayan 1kg uranyum 235 izotopunun ürettiği enerji, 1.3 milyon kg kömürün ürettiği enerjiye eşit. Yani;

1kg odun 1 kWs
1kg kömür 3 kWs
1kg petrol 3 kWs
1kg Uranyum 50.000 kWs
1kg Plütonyum 6.000.000 kWs

 

Nükleer enerji santrallinin, hidroelektrik santrallerinden prensipte hiçbir farkı yoktur. Fakat, tehlike sınıfı itibariyle nükleer santraller oldukça ön safta yer alırlar. Zira santrallerin en masum fonksiyonu elektrik enerjisi üretiyor olmalarıdır. Kullanılmış yakıtlar halen %99 oranında radyoaktif izotoplar içerirler ve bu radyoakyif izotopların radyasyon  yayımının minimum seviyeye inmesi için en az 10 yıl soğutma havuzunda soğutulması gerekir. Düşünün ki ülkenizde her an elektrik sistemi çökebilmekte ve geri dönüşler saatleri bulmaktadır. Dakikalar içerisinde yüksek sıcaklıklara ve düşük du seviyelerine ulaşabilecek bu soğutma sistemleri Türkiye için ne kadar uygundur.

Santrallerdeki soğutma havuzlarında atık radyoaktif maddeler on yıllarca soğutulacağından, aslında her santral bir atık deposudur. Zira işlevini yitimiş olsa bile tam olarak soğumamış radyoaktif çubukların santralden nakledilmesi mümkün değildir. Niteliğine göre 20-50 yıl arasında soğutulması gereken atıklar söz konusu olduğundan, bu santrallere kuşku ile bakılmaktadır. Kaldı ki, yakın zamanda Japonya’da yaşanan depremde yaşanan nükleer kirliliğin sebebi de reaktör değil, soğutma havuzudur. Geçmişte Çernobil’de yaşanan faciada da benzer bir durum söz konusu olmuştur.

Günümüzde soğuk füzyon yöntemi ile enerji üretimi tehlikesiz bir tepkime olması sebebiyle kullanılmak istenmekte ve bu yönde araştırmalar sürdürülmektedir. Tabii bu yöntemler ile enerji üretimini gerçekleştirecek düzeye gelininceye kadar, tamamen doğal olan rüzgar enerjisinin ve güneş enerjisinin kullanılması, hiçbir atığa sebep olmadan ve doğaya hiçbir zarar vermeden başvurulabilecek yöntemler olarak kabul edilmelidir. Elbette daha zahmetli ve pahalıdır ancak diğer yöntemin risklerinin bütününü ortadan kaldırdığı hesaba katılacak olursa, bu maliyete katlanmanın da insani bir sorumluluk olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Tüm elektrik santrali türleri için Wikipedia-elektrik santralleri

Leave your vote

0 points
Upvote Downvote

Total votes: 0

Upvotes: 0

Upvotes percentage: 0.000000%

Downvotes: 0

Downvotes percentage: 0.000000%