3D Yazıcı Teknolojisi ile Ölümsüzlük Mümkün Olabilecek mi?

Ölümsüzlük, tamamımız için olmasa da, insanoğlunun öleceğini anladığı günden itibaren hayalidir. 3D yazıcı ile basılabilen nesnelerin çeşitliliğindeki artık ise bu hayali biraz daha perçinleyecek gibi görünüyor. Ne mutlu ki ya da nasıl oluyorsa, insan bir gün öleceğini bilmesine rağmen bunu düşünmeden yaşayabiliyor. Hatta bu o kadar şaşkınlık verici bir durum ki, yarını görememe ihtimalinin farkında olmasına rağmen, insanoğlu aileler kuruyor, çocuklar yapıyor, para kazanmak için hayatının neredeyse tamamını çalışarak geçiriyor, her şeyi sonraya erteleme lüksünü kendinde görüyor. Belki gelecekte çocuklarımızı da 3D yazıcı ile çıkarır masanın üzerine koyarız süs olarak, kim bilir (!)

300 Yıl Yaşamak Hayali Hayatı Erteletiyor

Tüm bunlar belki insanın doğası gereği gelen hırslarından ya da ölebileceğine pek de ihtimal vermemesinden kaynaklanıyor. Ölmemek, hep yaşamak; bizi mutlu eden şeyleri yapmayı, vermediğimiz sevgimizi sevdiklerimize vermeyi, ailelerimizle daha fazla zaman geçirmeyi 300. Yaş günümüze ertelemek şu an için pek de mümkün görünmüyor. Ancak her şeye rağmen mümkün olabileceği umuduyla araştırmalar yapıyoruz. 3D yazıcı teknolojisi ile bardaklar, tabaklar, biblolar, makina parçaları, giysi, ayakkabı ve daha bir çok şey basmayı denedikten sonra şimdi de bio materyaller kullanarak organ basıyoruz. Biz yapamasak bile bilim insanları bizim için tüm imkanları zorluyor.

Peki ölümsüzlük bilimsel olarak mümkün mü?

Bu konuda birkaç tez var. Biyolojik olarak bakıldığında bu şimdilik imkansız gibi görünüyor. Kaldı ki, fizik kurallarına göre de madde zaman içerisinde biçim değiştirmek zorundadır, ki insanın ölümü bir çeşit biçim değiştirme olarak tanımlanıyor. O halde ne yapmalıyız? Tartışmayı burada sonlandırmalı ve ölümsüzlük imkansızdır mı demeliyiz? Tabii ki hayır.

Her ne kadar bilim kurgu gibi görünse de, insan ömrünün 50 yıl içerisinde 2 katına çıkabileceği düşünülüyor. 3D olarak basılmış ve tamamen işkevsel yapay organlar, hücre yenilenmesini domine eden besin takviyeleri ve mucizevi ilaçlar ömrümüzü ciddi anlamda uzatacak. Ancak bu noktada birkaç problem var. Birincisi, ne yaparsak yapalım belirli bir sürenin ilerisi biyolojik olarak mümkün olmayacak ve vücudumuz artık harici yöntemlerle yenilenemez hale gelecek. Bütün organlarımızı robotik hale getirmiş olsak da, beyin için bir alternatifimiz olmadığı gibi, omurgamız ve eklemlerimiz bir süre sonra kullanılamaz hale gelecektir. İşte bu noktada tıbbın ve teknolojinin nimetleri ise sınır tanımıyor.

3D Yazıcı ile Basılan Organlar

Beyin için düşünülen bilim kurgu vari teze geçmeden önce diğer organlae için geliştirilen yöntemleri biraz irdeleyelim. Şu an için 3D yazıcılar ile organ basılması çalışmaları son hızla devam ediyor. Bu konudaki son gelişme ise, 3D yazıcı ve bio malzemeler kullanılarak basılmış olan böbrek, karaciğer, kafatası, kulak ve burun gibi organlar. Böbrek ve karaciğer işlevsel organlar olduğundan henüz basılan karaciğer ve böbreğin insanlarda organ olarak kullanılması mümkün değil. Bu organlar şu an için sadece ilaç geliştirme deneylerinde hayvan ve insan deneklerin yerine kullanılıyor ve gerçek birer organ gibi davranıyor. Bir tek kusurla, o da yaşam sürelerinin 10 günden uzun olamaması. Teknoloji, bilim ve tıbbın her geçen gün gelişmesi ile bu sorunun da ileride çözüme kavuşturulabileceğini aklımızın bir köşesinde tutmakta yarar var.

Evet, böbrek ve karaciğer gibi sistemlere bağlı organlar henüz yeni organ olarak kullanılamasa da, 3D yazıcı ile basılmış kafatası protezi, kulak ve burun gibi vücut elemanları ihtitaç duyan hastaların bedenlerine implante edilebiliyor. Bu konuda ise son güzel haber, Amerika’da kemik hastalığı olan ve bu nedenle kafatası kemikleri giderek eriyen bir hastaya 3d yazıcı ile basılan kafatası protezinin implante edilmesi ve gayet olumlu sonuçlar alınması diyebiliriz.

Bunun haricinde omurga, eklemler, kemikler gibi vücut elemanlarının da 3d Yazıcı ile bio materyaller kullanılarak basılması mümkün görünüyor. Ancak asıl sorun dünyanın otoban sistemlerinden 1 milyon kat daha kompleks bir sinir dizilimine sahip olan beyin için ne yapılabilir. İşte tam da bu noktada bilim insanlarının, Amerikan bilim kurgu filmlerini kesinlikle aratmayan hatta filmi bile yapılmış bir yöntemi hayata geçirmek için çalışmaları olduğu duyumları mevcut.

Tüm anılarının ve bilgilerinin bir yapay zekaya aktarıldığı Dr.Will Caster’i Jonny Deep’in canladırdığı Evrim (Transcendence) filminin fragmanını sizlerle paylaşıyoruz

İnsan Beynini Yapay Zekaya Sahip Bir Bilgisayar Sistemine Aktarmak

İnsan beyninin bir bilgi teknolojisi cihazına aktarılması üzerine onlarca çalışma yapılmış, ancak henüz herhangi bir gelişme kaydedilememiştir. Fakat bilim insanları çalışmalarını azimle sürdürmektedir. Elbette bu işlem başarılı olabilirse ortaya çıkacak sonuç akıl almaz olabilir. Zira, insan beyni, kapasitesi işlemcisi ile sınırlı bir cihaza aktarıldığında, sonsuz işlem kapasitesine sahip, düşünebilen bir bilgisayara dönüşebilir. Bu durumda süper insan büyük ihtimalle ortaya çıkmış olacaktır. Tabii beynin aktarıldığı bilgisayarın bir robotik vücuda entegre edilmesi durumunda ölümsüzlük elde edilmiş olur mu? Bunu tartışmak gerekir. Zira tüm bunlar başarılsa dahi, beynin pek çok kısmı henüz keşfedilmiş değildir. Bilgisayara sadece anılarını aktardığımız insan, duyguları ve kişiliği aktarılamazsa neye dönüşür? Bunu tahmin edebilmek mümkün değil.

Robot Olarak Yaşamak Aynı Hissiyatı Verebilecek mi?

Bu konuda pek çok tartışma yapılmaktadır. Esasında ölümsüzlük doğanın kurallarına aykırıdır ve büyük ihtimalle, sistem içerisinde yeri yoktur. Sonsuz bir döngü olan evrenin bir parçası olduğumuza göre, tüm evren gibi bu döngüye uymak belki de en yapılası şeydir. Elbette ömrümüzü olabildiğince uzatmak için çalışabiliriz, ancak ölümüzlük konusunun, henüz bilimsel sınırlarımızın hatta algı eşiğimizin hayli dışında olduğunu kabul etmeliyiz.
Önümüzü göremeden attığımız her adım bizi dibi olmayan dehlizlere sürükleyebileceği gibi insanlığında sonunu getirebilir.

Robot insanlar ne kadar istenebilir bir durum olacaktır tartışılır. Bu nedenle bilim beynin tüm çıkmaz sokaklarına girip, her köşesini avucunun içi gibi gezmeyi başaramadan, bu tür maceralara atılmanın pek de uygun olmayacağı kanaatindeyiz. Ya sizce?